ARAPÇA HABERLER
Kavramlar sözlüğü
REKLAM

Reklamlarınız yayınlanır. İlk 6 ay ücretsiz...

muftununsitesi@hotmail.com

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.73875.7617
Euro6.49066.5166
Saat
Üyelik Girişi

Yazarımız Emekli Müftü Emin ARIK yeni yazılarıyla tekrar bizim için yazmaya devam ediyor.Hikayeleriyle aramızda..KEDİLERİN VEFASI -Cenaze Merasimine İştirak Eden Kediler-

KEDİLERİN VEFASI

-Cenaze Merasimine İştirak Eden Kediler-                          

 

Onun hikâyesini yazmalıyım…

 

Hanımefendi 1948 Balıkesir doğumluydu. Eşi de Antalya doğumlu.  Evlendikten sonra İzmir’de yaşamışlar, İzmir’de çalışmışlar ve 199O’lı yıllarda peş peşe kamudaki görevlerinden emekli olmuşlardı.

 

İzmir Karşıyaka’da kirada oturuyorlardı.

 

Biri kız biri erkek iki çocukları vardı. 1970 ve 1975 doğumlu.

 

Hanımefendi’nin büyük hobisi, sokak kedilerini korumak, onların,  bakım, barınma, yeme içme ihtiyaçlarını karşılamaktı. Evin balkonunda, sokaktan aldığı iki kedisi vardı ve bu kediler ev ortamında himaye görüyordu. Sokakta, karşı arsada on civarında her gün doyurduğu, ilgilendiği başka kediler de vardı.  Muntazaman onların sabah ve akşam çorbalarını, sütlerini verirdi. Hayvanları korumaya yönelik çalışma yapan sivil toplum kuruluşlarına üye idi. Maaşının bir kısmını bu yolda harcıyordu. Eşi ve çocukları da ona destek veriyor, yaptıklarını saygıyla karşılıyorlardı. Hayvan sevgisi tüm aileye sirayet etmişti.

 

2005 yılıydı…

 

Bir sabah Karşıyaka’daki evlerinin balkonunda kalvaltı yaparlarken müthiş bir fren sesi duydu. Ürkerek caddeye baktı, bir taksi şoförü, arabasının önüne atlayan kediye çarpmamak için kuvvetli bir fren yapmış, kedi ölmemiş ama ayakları ezilmişti. Apartmandan süratle aşağı koştular. Kızıyla yaralı kediyi kucaklayıp tanıdıkları bir veterinere getirdiler. Kendi canlarına isabet eden bir acı gibi üzüntü hissettiler. Özel bir sağlık ocağında doktor ve veteriner katkısı ile kediye operasyon yapıldı. Hayvancağızın arka ayaklarından biri kesildi. Diğer ayakları alçıya alındı, belli bir süre kedinin ev ortamında özel bakıma alınması gerekiyordu.

 

Kedinin iyileşmesi 30 günü aldı.

 

Evde kedi sayısı üç olmuştu artık. Birkaç ay içinde üçayaklı kedi, yaşama alıştı, aileye de alıştı. 

 

Günler, yıllar bu minval üzere geçerken İzmir’den ayrılıp sakin bir ilçede kedileri ile birlikte yeni bir hayata başlama fikri evde tartışmaya açıldı. İzmir’in güzel bir ilçesinde, bahçesi olan bir evde, kedileri ile birlikte daha mutlu yaşayabilirlerdi. Taşınma fikrini hararetle en fazla savunan hanımefendi idi.  

 

Yeni taşınacakları ilçede bahçeli bir ev kiralayıp daha fazla kediye bakabilirlerdi. Emeklilik hayatına, daha mutlu bir yaşama başlayabilirlerdi.

 

Düşündüler, taşındılar, araştırdılar.

 

Türkiye’nin ilk cittaslow (Sakin şehir) unvanlı ilçesi olan Seferihisar’da… Seferihisar’ın deniz manzaralı, en sakin, en güzel mahallesi olan Sığacık’ta oturmaya karar verdiler.

 

Ev almaları mümkün değildi. O bölgede evler pahalıydı. İzmir’de de kiradaydılar zaten. Yine kiraya talim edeceklerdi. Bahçesi olan kiralık bir ev aradılar, buldular. Kimseye muhtaç olmadan iki emekli maaşı ile kiralık bir evde, kedileri ile baş başa yeni bir hayata başladılar, Seferihisar’ın Sığacık mahallesinde.

 

Terastan bakıldığında bir yanda Kuşadası’na giden yol üzerinde Akarca, Doğan Bey, Ürkmez dağları ve masmavi bir deniz. Sol yanda, Kanuni döneminde yapılan kale içinde, Sığacık. Ön cephede tarihi antik kent Teos Harabeleri, çam ağaçları, zeytin ve mandalın ağaçları… Mavinin ve yeşilin kaynaştığı renk cümbüşü…

 

2011 yılı başlarında Seferihisar- Sığacık’a taşındılar. İzmir’den kedileri de getirdiler eşyalarla birlikte. Üçayaklı kedi ve diğer iki kedi, evin denize bakan balkonuna yerleştiler hemen. Kısa sürede o bölgenin kedileri ile hanımefendinin İzmir’den getirdiği kediler her gün çorbalarını içiyor, içine ekmek doğranmış yemeklerini veya mamalarını yiyorlardı sakin şehrin bu sakin sitesinde. Balık ve süt de zaman zaman menüye dâhil oluyordu.

 

Seferihisar’daki yeni evlerinin konumunun kedilerin barındırılması ve doyurulmasına uygun olması hanımefendiyi mutlu ediyordu.

 

Bir gün eşiyle aralarında kritik, vasiyet niteliğinde özel bir konuşma geçti. Şöyle dedi eşine hanımefendi:

 

“Bak Ali’cim! Seninle çok özel bir konuşma yapmak istiyorum bugün! Beni iyi dinle: Sen benden önce gidersen, ben bakarım bu kedilere. Ola ki ben senden önce gidersem, sakın  bakmamazlık etme  bu hayvancıklara. Sonra sana hakkımı helal etmem!”

 

Eşinin olumlu yanıtı, kedilere bakacağına dair söz verişi,  o gün onu rahatlatmış çok sevindirmişti; “artık ölsem de gam yemem, kedilerin geleceği güvenli” diye mutlu olmuştu.

 

Onlar bizim üst yanımızda oturan komşularımızdı. O yıllarda Bodrum’daki görevim sebebiyle kendileri ile yakinen tanışamadık.  Fakat ayda bir geldiğimiz mekân sitesindeki yazlık evimizin üst yanında hanımefendiyi bazen kedileri yedirirken gördüğümü hatırlıyorum. Kendilerini kedilere adamış bu asil aile ile bu asil insanlarla daha yakın bir iletişim kuramadığıma ve yakinen tanışamadığıma epey hayıflanıyorum şimdi.

 

Zira bir gün aniden vefat ettiği haberini aldım.

 

2012 yılı Aralık ayının son Cuma akşamı.

 

Geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda etmişti.

 

Ebediyete yürüyüşüne tanık olamadım.

 

Seferihisar’a bir gelişimde, ancak bir ay sonra öğrenmiş oldum.

 

Aniden ölmüştü.

 

Fazla bir çevre edinemeden, yeni taşındığı sitede fazla kimseyle tanışamadan göçmüştü bu dünyadan.

 

Seferihisar’daki ikamet süresi iki yılı bulmamıştı.

 

Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan kutlu ve gizemli bir gecede son yolculuğuna çıkmıştı.

 

Cuma günleri haliyle cemaat kalabalık olur camilerde. O yüzden kalabalık bir cemaat kale içindeki tarihi cami’de cenaze namazını kılmış, kalabalık bir topluluk kabristana kadar tabutu eller üstünde taşımıştı.

 

Eşi, çocukları, komşuları, dost ve arkadaşları ve o gün camide bulunan cemaatin ekserisi,  Sığacık’ın denize bakan tepesindeki kabristana defnetmişti merhumeyi.

 

O gün cenaze namazını kılıp, kabre kadar götüren ve son görevi ifa edenler, ilginç bir olaya tanık olmuşlardı. Olayın tanıkları anlattı, o gün orada bulunan karşı komşum Mete Bey anlattı:

 

Cenaze kabre getirildiğinde…

 

Önce bir kedi, daha sonra beş altı kedi, kazılan kabrin başına kadar gelirler, tam kabre indirileceği esnada “miyav, miyav!”diye seslenerek kefene sarılı merhumeye yaklaşırlar!

 

Bu sahneyi gören üç-beş kişi:

 

-“Bu kediler de nereden çıktı! Koşturun şunları!” derler ve kabre kadar gelen o kedileri o noktadan uzaklaştırırlar.

 

Komşum Mete Bey, merhumenin eşinin kulağına eğilerek alçak sesle:

 

“Gördün mü bak, kediler geldi,” deyince, “Evet” der eşi: “Allah’ın hikmeti! Onu son gününde de yalnız bırakmadılar!”

 

Sonra…

 

Sonra, merhume kabre indirilir, defin tamamlanır, İmam Efendi Kur’ân okur ve duaya başlar. 

 

İşte bu esnada, daha fazla sayıda bir grup kedi az ötede yeniden belirir, cemaatin etrafında ikinci bir halka oluştururlar adeta ve dua boyunca “Miyav! Miyav!” sesleriyle duaya iştirak ederler…

 

Dua bittiğinde herkes kedilerin bulunduğu noktaya bakar!

 

Kediler yoktur!

 

Cenaze merasimi boyunca orada olan kediler yoktur!

 

Sadece eşi ve komşum bilmektedir işin sırrını.

 

Bir ay sonra…

 

Beyefendiye, akşam namazından sonra evinde taziye ziyaretinde bulunduk.

 

Kur’ân okuduk, dua ettik.

 

O anlattı, biz dinledik. Biz anlattık o dinledi.

 

O esnada pencereden bakışan beş on kedinin evi kuşatmış olduğunu gördük.

 

“Onlara bakmaya, onları doyurmaya devam ediyorum!” dedi. “Vasiyeti var zira…”

 

Mutfaktan bir ses geldi bir ara, bir gürültü oldu.

 

İki kedi çıktı ortaya. Daha sonra üçayaklı olanı göründü.

 

Açıklama yaptı beyefendi:

 

-“Kedileri, bahçemiz olduğu için içeri almıyoruz! Dışarıda bakıyoruz!  Ama bu üçünün bir ayrıcalığı var, hele bir ayağı olmayanın daha özel bir yeri var bizim yanımızda. Eşim onlara evde bakıyordu. On iki yıldan bu yana… Biz de birbirimize söz verdik; geride kalanın bu kedilere bakacağına dair. Merhume eşimin hatırası onlar, çocuklarım da aynı hassasiyeti gösteriyorlar. Gerçi onlar altı ay kadar önce evlendiler. Biri İzmir’de biri Manisa’da yaşıyor. Ama her ikisi de zaman zaman gelirler; özellikle kızım evin temizliğini yapar, yemeklerimi hazırlar, kediler için özel mamalar getirir. İşte böyle, kader, biz geride kaldık…” dedi ve ekledi:

 

“Eşimin hatırasına ve vasiyetine sonuna kadar saygı göstereceğim. Hatta kızımın, İzmir’e gelmemi çok istemesine rağmen ben burada kalmayı tercih ediyorum. İki nedenle: Birincisi, eşimin kabri burada… İkincisi, bu kedileri İzmir’e götürmemiz çok zor, biliyor musun, kediler arabayla uzun yolculuğa gelemezler. Kriz geçirirler, ölenleri bile oluyor böyle yolculuk esnasında. Eşim onları seve seve, kucağında bin bir güçlükle getirmişti İzmir’den. Hem burada onların bakımı daha güzel oluyor. İşte bu iki nedenle burada kalmaya devam ediyorum, kızımın istememesine rağmen…

 

Bak size başka bir şey daha söyleyeyim; Şu üçayaklı kedi var ya! Diğer kedilerle pek ilgilenmez o. Kendini bizden biri kabul ediyor, aile ferdi sayıyor! Biz de onu öyle seviyoruz, o da bizi çok seviyor. Şunu öğrendim; insanı sevmek hayvanları sevmekle başlıyor!”

 

Çok şey öğrenmiştik o akşam. Sabır dileyip evden ayrılırken, hanımefendiye son kez Fatihalarımızı okuduk; bu arada gözlerimiz özel yastığı ve yorganıyla kendini bu evin bir ferdi kabul eden üçayaklı kediye takıldı. O da bize bakıyordu. Göz göze geldiğimizde ziyaretimizin amacını fark etmiş olduğunu hissettik.

 

Üç-beş ay sonra Sığacık’ta karşılaştım bu değerli komşumla, bir kahvede oturup çay içtik, sohbet ettik. Periyodik olarak eşinin kabrini ziyaret ettiğini, bazen kızıyla birlikte kabir ziyareti yaptıklarını söyledikten sonra sözlerini şöyle bitirdi:

 

“Ne zaman kabre gitsek, kabri çevresinde bir iki kedi görüyoruz! Bizi görünce ortadan kayboluyorlar!”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR VEFA HİKÂYESİ

 

 

1939 senesinde Filistinli bir öğretmen, Riyad’da görev yaptığı okulda, öğrencilerinden birisinin yüzünde, büyük bir üzüntü fark etti.

 

Öğrenciye, niçin durgun ve üzgün olduğunu, yapabileceği bir şeyin olup olmadığını sordu.

 

Çocuk:

 

“Okulun hafta sonu bir gezi programı düzenlediğini, gitmek isteyenlerden 1 riyal katılım ücreti toplandığını, ama ailesinin çok fakir olması sebebiyle bu parayı ödeyemeyeceğini, bundan dolayı üzüldüğünü" söyledi.

 

Bu defa öğretmen üzüldü. Öğrenciye 1 riyal verip onu mutlu edebilirdi. Fakat bu durum öğrencide bir eziklik meydana getirebilir diye düşündü ve bu yolu tercih etmedi. Aklına başkaca bir yöntem geldi. Çok akıllıca bir yöntem…

 

Öğretmen, ertesi gün, doğru cevabı bilenin 1 riyal kazanacağı bir bilgi yarışması düzenlediğini açıkladı. Tabii ki ilk soruyu o küçük çocuğa sordu. O da pek zor olmayan bu soruyu bildi ve 1 riyali kazandı. Öğretmen çocuğu alkışladı ve arkadaşlarına da alkışlattı. Çocuk tarifsiz bir sevinç hissetti, hafta sonu tertip edilen geziye de iştirak etti.

 

Çocuk, o gün çok sevinmişti, bir kaç yıl daha okudu. Fakat daha üst okullara, liseye, fakirlik nedeniyle devam edemedi. Arkadaşları, lise ve üniversiteye devam ederken o ailesinin ihtiyaçlarını kazanmak için hamallık dâhil her türlü işi yapmaya başladı. İlk başlangıçta 1 riyal karşılığı akşama kadar çalıştığı oldu.

 

O yıllarda elektrik olmadığından gaz yağı tenekelerini taşıdı. Sonra, bakkalda satıcı olarak, lokantada garson olarak ve başka işlerde çalıştı.

 

Sonunda 400 riyal biriktirdi ve onunla küçük bir bakkal dükkânı açtı.

 

Hem çalışıyor, fırsat buldukça da bulduğu gazete veya kitap ne olursa okuyordu.

 

Sonra hacıların dövizlerini alıp satan bir döviz bürosu açtı. Bu işten çok para kazandı. Sonrasında döviz bürolarının sayısı arttı ve zamanla tanınan, takdir edilen bir iş adamı seviyesine yükseldi.

 

Bu arada yarım kalan eğitimini de “Kral Abdülaziz Üniversitesi”ni bitirerek tamamladı.

 

Yıllar birbirini kovaladı…

 

Öğrenciliğinde 1 riyali bulamayan genç adam yıllar sonra zenginliğin zirvesine ulaştı.

 

Bu öğrencinin kim olduğunu size söylediğimde, garipsemeyin.

 

O, “Al-Rachi” bankasının kurucusu ve sahibi, “Süleyman Abdülaziz Al-Rachi”.   

Sermayesi 124 milyar riyal (yani 600 milyar). Bütün dünyadaki 500 şubesinde, 8000 memur çalışıyor.

O da bunun Allah'ın fazlı sayesinde olduğunu bilerek, servetinin üçte ikisini, vakıflara ve hayır işlerine bağışladı.

1929 doğumlu olan Süleyman Al Rachi 2011 yılında “Forbes” dergisi  tarafından dünyanın en cömert 20 insanı arasında gösterildi.  

                                               ***

İşte bu vefalı öğrenci, öğretmenini ve kendisine onun geçmişte yaptığı iyiliğini hiç unutmadı.

Bundan sonrasını kendisinin yazdığı;

"Mücadele Hikâyesi" adlı anılarından, nakledelim:

(Bu öğretmenimin yerini öğrenene kadar pek çok eğitim kurumlarını ziyaret ettim.)

Nihayet onunla buluştum.

Onu yaşlanmış, işsiz, zor durumda ve (dünyadan) ayrılmaya hazırlanıyor gördüm. Tanıştıktan sonra dedim ki:

“Değerli öğretmenim, uzun yıllar önce, bende emanet olan büyük bir alacağınız var.”

Hayretle:

“Kimseye benim borcum veya kimseden alacağım yok” dedi.

Ben de:

“Size şöyle şöyle cevap verdiğinde, yarışma ile bir riyal verdiğin öğrenciyi, hatırladınız mı?” dedim.

Düşündü ve hatırladı, sonra da gülerek:

“Evet, evet” dedi.

“Sen omusun yoksa? Beni, bir Riyali geri vermek için mi, arıyorsun?” dedi.

Ben de:

“Evet” dedim.

Biraz ısrardan sonra, onu arabama bindirdim ve beraberce gittik. Bir villanın önünde durduk ve arabadan inip içeriye girdik.

Sonra:

“Değerli Öğretmenim! Benim size olan borcumu bu villa, beraberinde bu araba, hayatınız boyunca istediğiniz maaş ve müessesemde de oğlunuzun memur olması, (ancak) alacağınızı kapatıyor” dedim.

Öğretmen şaşırdı, gözleri doldu ve dedi ki:

“Ama bu gerçekten çoook fazla.”

Dedim ki:

“İnanın, geçmişte sizin verdiğiniz bir riyalin bana verdiği mutluluk, bunun gibi on villadan daha büyüktü. Hâlâ o mutluluğu, unutamıyorum” dedim…

                                                           ***

Bu öğretmen; bir riyalle küçük bir çocuğu mutlu ederken, hayatının en zor anlarında kendisine acaba bunun büyük bir ödül olarak geri döneceğini hiç aklına getirebilir miydi?”

Karşılıksız ve sadece Allah için yapılan iyilikler…

Allah’la yapılan bir ticarettir.

Böyle bir ticaretin, böyle bir kazancın takdiri tamamen Allah’a aittir.

 

 

"

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                             

 

 

 

 

 

 



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   
29 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
2017 İlçe Müftüsü ATAMALARI
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° 15° 7°