ARAPÇA HABERLER
Kavramlar sözlüğü
REKLAM

Reklamlarınız yayınlanır. İlk 6 ay ücretsiz...

muftununsitesi@hotmail.com

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.36725.3887
Euro6.07136.0956
Saat
Üyelik Girişi
NAZAR nedir?

NAZAR

“Nazar değmiş”, “nazara geldi”, nazar boncuğu”, “nazar duası”, “nazar değmez inşallah” vb. sözlerin hayatın günlük akışı içinde sıkça konuşulduğuna mutlaka şahit olmuşsunuzdur.

Nazar nedir? Nazarın mahiyeti ile ilgili neler biliyoruz?

Nazar konusu bilimsel yöntemlerle açıklanabilir mi? Nasıl açıklanır?

Önce şunu söyleyelim ki; dinin ve bilimin konu ve sahaları ayrıdır. Bu nedenle her dini meselenin ilmi yönden mutlaka açıklanması beklenmemelidir. Zira din inanmayı, ilim ise gözlemi öngörür. Aralarında kavga değil, uyum vardır. Dinin ölçüsü iman ve teslimiyet, ilmin ölçüsü ise, deney ve araştırmadır. Din akla saygılı ama vahye dayalıdır. İlim ise aklın ve düşüncenin ürünüdür.

Hz. Peygamber (as), “İlim Çin de bile olsa gidip alın” buyurmuş…

Ünlü Einstein; “İlimsiz din kör, dinsiz ilim topaldır” demek suretiyle her iki kurumun birbirlerini desteklediğine dikkat çekmiş…

Prof. Dr. Ali Fuad Başgil de ‘Din ve Laiklik’ isimli eserinde: “Yirminci yüzyılın modern ilmi Allah’a yönelmiş ve bu hâl dine destek olmuştur” ifadelerini kullanmıştır.

Bu durumda nazar konusu, telapati, ruh vs gibi ilmin henüz tam olarak açıklayamadığı konu ve kavramlardan biri olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte dine saygılı olan ilmin bazı verileri, nazarın olabilirliği yönünde görüşlere ulaşmış bulunmaktadır. Mesela: Normal sınırlar çerçevesindeki duyuş, düşünüş ve davranışları aşan olayları inceleyen parapsikoloji, nazarı psikokinetik (telekinezi) olaylar içinde mütalaa etmekte ve bu tür hadiseleri birer vâkıa olarak kabul etmektedir. Nazarın ortaya çıkışını ise, bedenin elektro manyetik güç alanına sahip bulunması, elektro manyetik ışıklar yayan gözlerin bu alanı etkilemesi, özenme, imrenme ve haset gibi duygulara sahip olma şeklinde açıklamaktadır.

Nazar, gözle gerçekleşir ama gözle de görülmez. Görülmediğinden dolayı itiraz edecek olanlara şu söylenebilir. Günümüzde, aletlerden çıkan şuaların iş yaptığı bilinmektedir. Meselâ, televizyonları çalıştıran, kanalları değiştiren, arabaların kapısını açan, alarmları kuran “kumandalar” vardır. Onlardan çıkan şualar iş yapmaktadır. Hastanelerde yapılan ameliyatlarda, “lazer ışınlarından” yararlanılmaktadır. Bunlar gibi, gözden çıkan ve mahiyeti tam olarak açıklanamayan şualardan/enerjiden de nazar değerek bakılan şey zarar görebilir. Göremediğimiz şey yoktur sözünün bugün artık bilimsel bir değeri kalmamıştır. Nice göremediğimiz, ama varlığını inkâr edemeyeceğimiz o kadar çok şey var ki…

İnsanın kurduğu göz teması, satıhtan başlayıp eşyanın ve insanın derûnî hakikatine inebilecek güçtedir. İnsan, içinde taşıdığı bu muhteşem potansiyel ile eşyayı ve başka insanları fiziksel olarak etkileyebilir. Kuantum fiziğinin son verileri bu görüşü bilimsel açıdan da doğrulamaktadır.

Nazar vardır, nazar haktır, nazar gerçektir…

Hz. Peygamber (s.a.v) nazarla ilgili:

“Kaderi geçecek bir şey olsaydı nazar geçerdi.”

“Nazar neredeyse kaderi geçecekti.”

“Nazardan Allah Teâlâ’ya sığının.” buyurmuşlardır.

Mevlânâ da nazarın olabilirliğine işaret etmiştir:

‘Dağ gibi güçlü olan Hz. Ahmed’in (sav), yağmursuz ve çamursuz yolda giderken, kem göz yüzünden, mübarek ayağı kaydı. Ressûlullah Efendimiz “Bu kayma nedendir, ben bu hâli sebepsiz saymıyorum” diye buyurdu. Nihayet âyet geldi de; “O hâl sana müşriklerin kötü gözünden erişti” diye hikmet bildirildi. Ey Allah Resûlü! O toplumda öyle kişiler vardır ki, kem gözleri ile akbabaları bile eritir, yok ederler…” (Mevlânâ, Divan-ı Kebir)

Ancak dinimize göre, nazardan korunmak için nazar boncuğu ve benzeri şeylerin insan bedenine veya herhangi bir yere takılması caiz görülmemiştir.

Hz. Peygamber (s.av); “Kim nazarlık takarsa, Allah onun işini tamama erdirmesin.” (Ahmet b. Hanbel, Müsned, IV,154) buyurmuşlar; diğer bir hadiste ise, “nazarlık takan ve nazarlığa koruyucu etki atfeden kimsenin Allah’a ortak koşmuş olacağı” ifade edilmiştir. (Ahmed b. Hanbel,Müsned, IV,154)

Hz. Peygamber Efendimiz, nazarlık kullanmayı hoş karşılamamış, bu gibi şeyleri üzerlerine asan kimselerin bey’atlarını kabul etmemiştir.

İslâm’a göre, hasta olan kişinin doktora gidip “tedavi olması” gerekir. Fakat bununla birlikte şifayı verenin Allah olduğu, ilaç ve doktorların birer vasıta olduğu unutulmamalıdır. Bu hususu tıp doktorları da açık yüreklilikle ifade etmektedirler. Ancak, göz değmesi, korku vb. psikolojik rahatsızlıkların dua ile iyileşebileceği de tecrübelerle sabit olmuştur.

Nazar/göz değmesi haktır ve gerçekleştiği bilinmektedir. Günümüzde müsbet ilim, bazı insan gözlerinden zararlı/etkili ışınların çıkabildiğini ve bunun insanlar üzerinde olumsuz sonuçlar doğurduğunu doğrulamaktadır.

Hz. Peygamber’in (as), cinlerden ve nazardan Allah’a sığındığı, daha sonra “Felak” ve “Nâs” sureleri indikten sonra bu sûreleri okuduğu rivayet edilmiştir. (Tirmizi, Tıbb 16)

Nazarın değmemesi ve başkalarının bundan zarar görmemesi için Allah’a dua edilmesi ve âyette de belirtilen; “Mâşallah! Bârekellah! Lâ kuvvete illâ billah”, “Kuvvet ve güç yalnız Allah’ındır…” (Kehf, 18/39) denilmesi uygun görülmüştür. Böyle yapılması halinde isabet edeceğinden korkulan mana iptal olur, tesiri kalmaz. Ama böyle bir duada bulunulmazsa, Allah’ın takdir ettiği anlamda bir tesir cereyan edebilir.

Nazardan korunma için, Hz. Peygamberin (sav), torunları Hasan ile Hüseyin için yaptığı aşağıdaki duayı okumanın da faydalı olacağı öngörülmüştür:

Okunuşu: “Eûzü bi kelimâtillâhit-tâmmeti min külli şeytânin ve hâmmetin ve min külli aynin lâmmetin.”

Anlamı: “Her türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve bütün kem gözlerden Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınıyorum.” (İbn Mace, Tıp 36)

Ayrıca Peygamber Efendimiz (as), nazar ve kötü insanların şerlerinden korunmak için aşağıdaki duayı yapmışlar ve müminlerin de yapmalarını tavsiye etmişlerdir:

“Allah’ım! Ey insanların Rabbi! Ey acıyı, sıkıntıyı, hastalığı gideren Allah, bu hastaya şifa ver, çünkü sen şifa verensin, senden başka kimse şifa veremez. Bu hastaya öyle şifa ver ki, onda hiçbir hastalık kalmasın.” (Ebu Davud, Tıp 18)

İMAM-I RABBANÎ VE DUASI

İkinci bin yılın müceddidi kabul edilen İmam Rabbani; (Ahmed Fârûkî Serhendî) (1564-1624) Hindistan’da yetişen büyük İslâm âlimi ve mutasavvıfıdır. Babası Şeyh Abdülahad’dır ve 20. batında soyunun Hz. Ömer’e ulaştığı söylenir.

Asrının en büyük âlimi ve mutasavvıfı kabul edilen İmam-ı Rabbanî Hanefi mezhebindendir. Son derece geniş kültürü ve birleştirici özelliği nedeniyle 8 büyük tarikatın aynı zamanda şeyhliğini yürütmüştür. Nakşibendi tarikatının büyük lideri Hâce Muhammed Bâki ile görüştükten kısa bir süre sonra manevi yönden büyük mertebeler kat’etmiş ve kendisi bu tarikatın zirve isimlerinden biri olmuştur. Hocasının onun hakkında: “O, bir kutb-ı âzamdır” ifadelerini kullandığı nakledilmektedir.

Kelâm, fıkıh, tasavvuf ve islâmi düşünce konularındaki açıklamalarını, dostlarına mektuplar şeklinde kaleme aldı ve bunlar toplanarak “Mektûbât” isimli eser ortaya çıkmıştır.

Aşağıdaki anekdot, onun hem kerametini hem de konumuz olan nazara karşı okunması gereken güzel bir duayı bizlere öğrettiği için son derece önemlidir.

Günlerden bir gün İmam-ı Rabbâni hazretleri talebeleri ile birlikte uzak bir yere giderlerken bir handa konakladılar. Kerametleri ile tanınmış olan büyük imam, yatmadan önce talebelerine:

“Bu gece bir bela/felaket zuhur edebilir. Uyumadan önce besmele çekerek hepiniz;

“Bismillâhillezî lâ yedurru measmihî şey’ün fil erdı velâ fissemâi ve hüves semîu’l alîm” duasını üç defa okuyun” tavsiyesinde bulunurlar.

Anlamı: “Allah’ın adıyla ki, O’nun adıyla ne yeryüüznde ne de gökte hiçbir şey zarar vermez. O her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.”

O gece bütün talebeler bu duayı okuyup uyumuşlar, gece yarısı kaldıkları handa gerçekten yangın çıkmış ve bütün odalardaki eşyalar yangından büyük zarar görmüş, sadece talebelerin yattığı, dolayısıyla bu duanın okunduğu odalara yangının herhangi bir zarar vermediği görülmüştür.

Bu nedenle; her türlü dert, bela, felaket, nazar, büyü vb. zararlardan korunmak için, İmam-ı Rabbâni hazretlerinin de tavsiye buyurdukları “Bismillâhillezi lâ yedurru…” duasını sabah ve akşam üçer defa okumak son derece isabetli görülmüştür.  



Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
455 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
2017 İlçe Müftüsü ATAMALARI
Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 16° 12°